Gelişmiş ekonomilerin bir bölümünde negatif politika faizi uygulamalarının yaygınlaşması, geleneksel varlık fiyatlama modellerinin dayandığı temel varsayımlardan birini — risksiz getirinin pozitif olduğu varsayımını — doğrudan sorgulatan bir tablo ortaya çıkarmıştır.
İskonto oranının sıfırın altına indiği bir ortamda, uzun vadeli nakit akımlarının bugünkü değeri mekanik olarak yükselmektedir. Bu durum, hisse senedi, gayrimenkul ve uzun vadeli tahvil gibi farklı varlık sınıflarını aynı yönde etkileyen bir fiyatlama dinamiği yaratmaktadır. Sonuç, geleneksel olarak birbirinden görece bağımsız hareket etmesi beklenen varlık sınıfları arasında korelasyonun yükselmesidir.
Bu tablo, 2011 ve 2013 tarihli notlarda tarif edilen dönemden belirgin biçimde farklıdır. O dönemde ayrıştırıcı unsur ülke bazlı makro dengesizliklerken, bugün ayrıştırıcı unsurun yerini, neredeyse tüm varlık sınıflarını aynı anda etkileyen küresel bir iskonto oranı baskısı almış görünmektedir. Risk iştahının, getiri arayışı zorunluluğu nedeniyle yapay biçimde yüksek tutulduğu bir ortamda, fiyatlamanın temel değerden ne ölçüde ayrıştığını izlemek, önümüzdeki dönemin en belirleyici analiz başlığı olacaktır.
Korelasyonun yükseldiği bir ortamda çeşitlendirme, görünüşte var olan ama fiilen çalışmayan bir savunma hattına dönüşür.
Orta vadede bu tablonun iki şekilde çözülebileceği değerlendirilmektedir: iskonto oranlarının kademeli biçimde normalleşmesi yoluyla düzenli bir ayarlanma, ya da risk iştahının ani biçimde geri çekilmesiyle daha keskin bir yeniden fiyatlama. Hangi senaryonun gerçekleşeceği, büyük ölçüde merkez bankalarının çıkış stratejilerinin zamanlamasına ve iletişim becerisine bağlı olacaktır.
Geçmiş dönem gözlemleriyle kıyaslandığında, bugünün ortamı daha az ülke bazlı, daha çok rejim bazlı bir risk taşımaktadır. Bu ayrımın önümüzdeki analizlerde daha belirgin biçimde işlenmesi gerektiği düşünülmektedir.