Küresel çapta yaşanan ani likidite sıkışıklığı, merkez bankalarını daha önce görülmemiş ölçekte ve hızda müdahale araçları devreye almaya yöneltti. Bu notun konusu, söz konusu araçların uzun vadeli enflasyon ve varlık fiyatlaması üzerindeki olası etkileridir.

Bu tür bir sıkışıklığın kendisi yeni değil; benzer bir örüntü 2008 sonrasında da gözlemlenmişti. Fark, bu kez müdahalenin hem hızının hem de kapsamının önceki dönemi belirgin biçimde aşmasında yatıyor. Bilanço genişlemesi artık yalnızca bankacılık sistemine değil, doğrudan kurumsal tahvil piyasalarına ve kimi durumlarda hane halkına kadar uzanan bir kanaldan işletiliyor.

2011 ve 2013 tarihli notlarda tarif edilen döngü — genişleme, sermaye akımı, olası normalleşme — bu kez çok daha kısa bir zaman diliminde ve çok daha büyük bir ölçekte tekrarlanıyor. 2016 notunda işaret edilen korelasyon artışı sorunu da benzer biçimde geri döndü: hemen her varlık sınıfı, aynı anda ve aynı yönde tepki veriyor.

Müdahale ne kadar büyükse, çıkış stratejisinin taşıdığı risk de o kadar büyür.

Burada asıl belirleyici soru, mevcut müdahalenin geçici bir köprü işlevi mi göreceği, yoksa kalıcı bir politika rejimine mi dönüşeceğidir. Geçmiş dönem gözlemleri, olağanüstü araçların ilan edildiği kadar kolay geri çekilmediğini gösteriyor; bilanço büyüklüğü bir kez genişledikten sonra, önceki seviyeye dönüş süreci genellikle beklenenden daha uzun ve daha kırılgan seyrediyor.

Bu gözlem ışığında, önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken temel gösterge, müdahalenin büyüklüğünden çok, çıkış takviminin ne ölçüde net biçimde iletileceğidir. Belirsizliğin kendisi, büyüklüğün kendisinden daha fazla fiyatlama riski taşıyabilir.